Visirli “Deli” Mevlüt – Ahmet Temel(Tahir) Bulut

Visirli "Deli" Mevlüt...

0
1669

DELİ MEVLÜT

Adı ”Deli Mevlüt’‘ ben de o yüzden böyle yazıyorum lakin adam deli mi yoksa filozof mu kimse anlamış değil.

Adı ”Mevlüt’‘ lakin herkes O’nu “Deli Mevlüt” olarak tanır.

Önce biraz tarıf edelim; ben ve benim yaşımdakiler şahsen iyi tanır Mevlüt’ü. Aslen Dernekpazarı Gülen(Visir) köyünden olmasına rağmen ömrünün çoğunu Of-Taşhan‘da geçirmiş,birçok insanın yardımlarıyla (verdiği yemek-aldığı sigara) yaşamını idame ettirmiştir…

Kış yaz palto giyer,paltonun yakalarını çengelli iğneyle sıkıca birbirine tutturur ve öyle gezerdi. 10 paket sigara alsan kendisine,sen dahil kimseye tek sigara vermezdi.Kızdığında gün görmemiş küfürler eder,bu da halkın çok hoşuna giderdi…

O zamanlar kızgınlık anında öfkeyle ağzından şart sözcükleri çıkıp eşini boşayanlar daha sonra “Zevc-i ahir” denen hülle nikahıyla eşlerini Mevlüt’le bir gecelik evlendirip tekrar alırlarmış…

Yine böyle bir iş için Mevlüt’ü Taşhan’dan uzak ve dağlık bir köye götürüyorlarmış. Mevsim yaz,hava sıcak,Mevlüt’ün sırtında kat kat palto(o zamanlar ölenin paltosu Mevlüt’e verilir,evi olmadığından üst üste giyerdi) Mevlüt iyice sıcaktan bunalmış ve yanındakilere şöyle demiş: ”Uşaklar,bağa bakun,beni bu sıcakta oralara getirip yormayın,sizin varsa böyle bir işiniz hemen halledeyim !!!’

İşte ”Deli” denilen Mevlüt bu…

Anlaşılan biz Mevlüt hayranları bu kısa tanıtımla yetinmeyeceğiz; daha fazla bir şeyler yazmak gerek.  Öyleyse başlayalım:

Mesela Mevlüt domatesi çok severdi, parası yok ki alsın.( Olsa da sigara dururken domatese para verecek değildi ya) Bakkal ya da manavın önünden geçerken durur, domateslere bakar ve şöyle seslenirdi; “Bak bak, şunlara bak.! Nasıl da kızarmışlar, nasıl da “‘ye beni” diyorlar.!Ulan, bunlar adamın ağzında kum gibi dağılır be.!”  Böyle söyleyerek etrafındaki “hayranlarına” bir nevi mesaj verirdi…

Taşhan’da kahvelerin önünde oturur, bir yandan keyifle sıgarasını tüttürür, bir yandan “hayranlarının” ismarladığı çayı yudumlarken sokaktan kadın geçiyorsa; “Hala, donun kademli olsun!” derdi.

Bunu duyan kadın güya utanır, yanındaki arkadaşıyle sessizce fısıldaşıp gülerdi.(O zamanlar bazı köylerin kadınları ipek kuşak altında uzun don giyerdi, donun paçaları topuk üstünden bir lastikle büzüştürülürdü.) Bunu ekseri keyifli zamanlarında yapardı.

Bizim aile büyüklerimizden biri rahmetli olmuştu, her cenazeye gittiği gibi Mevlüt bu cenazeye de geldi, paltoyu aldı, mevcut paltonon üzerine giydikten sonra mezarın baş ucuna gitti, elindeki değneğe dayanıp anlaşılmaz bir şeyler mırıldanmaya başladı.

Cemaatten biri; “Mevlüt, okuyor musun, o meşhur sövmeklerini mi sıralıyorsun, ne yapıyorsun?” Diye sorunca Mevlüt’un cevabı; “E savah(salak) bilmiyor musun ben okumak bilmem.” olur.

Günaydın(Trikollar) ailesinin ölenlerine rahmet, kalanlarına sağlık-afiyet dilerim.
Bu ailenin bütün fertleri başta Mevlüt olmak üzere bu tip meczup insanlarla çok ilgilenir, karnını doyurur, temizliğini bizzat yapıp kışın sıcak ortam sağlamak amacıyla evlerine bile.misafir ederlerdi.(Kimbilir bugün bol rızık buluyorlarsa o zaman bu tür insanlara yaptıkları iyilikler sayesindedir.)

İşte bu aileden Mehmet Günaydın (Solcu Mehmet) uzun yoldan gelmiş,(nakliye ve taşımacılık işi ile iştigal ederlerdi o zaman) Taşhan’da Mevlüt’ü sersefil görünce acımış. (Hava soğuk tabi) alıp eve götürmüş.

Eve gelmişler ki, ne görsünler; hane halkı yatmış, soba sönmüş, kazanda lahana var ve soğuk.

Mevlüt’e şöyle demiş:
Mevlüt, anlıyorum karnın aç lakin hanım bağ-bahçe hariç 9 çocukla ilgileniyor, baktım; lahana çorbası var o da soğuk. İyisi mi yatalım sabah sana güzel bir kahvaltı sunarım.

Mevlüt o kadar aç ki, cevabı şu olmuş:
Ya bak habu Savah’a; lahana zaten soğuk yenir..

Bu hikaye ders alanlar için başta aç insanın halini olmak üzere neler anlatmaz ki?

Mevlüt birisinin dalga geçmesine yahut takılmasına kızdığı zaman önce uyarır, sonra galiz küfürlerle havaya ateş eder ve doğal olarak karşısındaki hâlâ konuşmaya devam ediyorsa küfür namlusunu şahsa çevirirdi.

Daha birçok hikayesi var lakin burada anlatılmaz.
Çünkü Mevlüt’un heybesinde ağzı açılmadık küfürler var ve korkarım bu yazdıklarımı oradan da duyar, benim için heybenin ağzını açar.

Bu vesile ile başta Mevlüt olmak üzere bütün tanıttıklarıma, o gibilere yardımcı olanlardan ahirete göç edenlerine rahmet olsun…

Tahir Bulut

Ahmet Temel(Tahir) Bulut

 

Anekdotlar…

Faik Sarıalioğlu – Visirli Mevlüt’e Gülen Köylü Mevüt demeyeceğim. O Visirli diye alılırdı. Köyde herkes tanırdı. Annem yemek verirdi. İsmail Karakaş (Manat) bizim köydendi ve çok daha iyi tanınırdı. Aşağıda kimin çektiğini bilmediğim bir resmi var. Allah rahmet eylesin.

Mehmet Bacan – Taşhan ortaokulunda okurken harçlığımın yarısıyla ona sigara kurabiye alırdım beni çok severdi ama o meşhur sövmeklerini de izlemekten geri kalmazdım.
Özellikle “ahır altına ahbinların üstüne” iş..! yapmayı çok severdi, rahmetli.

Asım Günaydın – Deli mi filozof mu sorusuyla başlayan ,içinde birde Zevc-i ahir hikayesi olan Visir’li Mevlut yazın aklıma bizzat olayın şahiti bir büyüğümün anlattığı olayı getirdi.

Mevlut Taşhan’da kahvenin birinin yanındaki merdivenin gölgesinde oturuyormuş.Hemen önünde dışarı çıkarılmış masada iki kişi iskambil oynuyormuş(muhtemelen parasına kumardır)Oyun sırasında biri diğerini kağıt çalmakla suçlamış.Diğeri kabul etmeyip,çok öfkelenmiş.Üstüne birde yemin etmiş.Suçlayan yeminde etsen inanmam demiş.Bağırıp çağırmalar gürültülü tartışmalar arasında bütün bunun üzerine hile yapmakla suçlanan ”ne yapayım inanman için daha falan deyince adam şart et,talak ver (nikah üzerine) deyince;yan tarafta olaya ve konuşmalara şahit olan Visir’li Mevlut’un meşhur tonlaması ve aksanıyla sesi duyulmuş:eee gene iş çıkarmayun bağa” …….

Deli olmadığı gibi feraset sahibi olduğunun bundan güzel delili olur mu?

Ahmet Temel(Tahir) Bulut – Bugün Taşhan’da Visirli Mevlüt ile ilgili bir anı daha duydum:
Ravi: Yunus Günaydın.
Mevlüt, esas mesleğini(Zevç-i ahir) icra etmek için Mapsuno’ya götürülür.
Misafir olup işini icra ettiği evin sahibi tarafından sabah karnı doyurulup uğurlanmak istenir ve ev sahibi Mevlüt’e şöyle der:
-Haydi Mevlüt, artık git ve bu olayı unut tamam mı.?
Mevlüt kadına aşık olmuştur ve ev sahibine şöyle cevap verir:
-Ben halamdan memnunum.!
Bunun üzerine ev sahibi kızar, bağırarak Mevlüt’ü şöyle ikaz eder:
-Ulan Mevlüt, defol git ve bir daha Mapsuno topraklarına ayak bastığını duyarsam kırarım bacaklarını.!
Zaten tırsık birisi olan Mevlüt bir taraftan korkar lakin öte yandan kadını çok sevmiştir.
Ağlamaklı bir sesle ev sahibine şöyle sorar:
-Tamam, Mapsuno topraklarını yasaklıyorsun,anladım; Çufaruksa’dan da mı Mapsuno’ya bakmak yasak.?
Rahmetli ne dokunaklı bir aşkla sevmiş kadını…
Bir kez daha rahmet olsun.

Ahmet Temel(Tahir) Bulut– Zekası ve güzel ahlakı tartışılmaz bir İslam âlimi olan Çufaruksalı Aşık hoca(Mehmet Rüştü Aşıkkutlu) Mevlüt’ü çok sever, zaman zaman evinde misafir edermiş.
Mevlüt de hocayı sever, zaruri ihtiyaçlarını(Sigara) karşılaması için gönül rahatlığı ile hocadan talepte bulunabilirmiş.
Yine böyle bir misafirlik gününde evin aşanasında(Hem mutfak hem oturma odası) Mevlüt Hoca’dan kendisine sigara almasını istemiş ve aralarında şöyle diyalog geçmiş:
-Mevlüt, şu sıralar param yok lakin yine de sana bir imkân sunabilirim; al oflandan şu bakır sahanın kapağını, götür sat. Bir değil birkaç paket köylü sıgarası alırsın.
Olmaz.
-Neden? 
Sahan yetim kalır.
-Öyleyse sahanı da al, daha çok sigara alma imkanın olur.
Olmaz hocam boğaldurma deliyi.!
-Neden olmasın Mevlüt, sahan yetimlikten kurtulur böylece. 
İyi de hocam bu sefer oflan boş kalır.

Şimdi şu toplumda akıllı diye hayat sürenler sana “Deli” diyor öyle ya.!