Cevap 5: Hayır!
ÇED sürecinin amacı, yatırım faaliyetinin yol açabileceği tüm
olumsuz çevresel etkilerin önceden tespit edilip gerekli tedbirlerin
alınmasını sağlamaktır.
HES projelerinin de nehir ekosistemleri üzerindeki olumsuz
etkilerinin tespit edilmesi, önlenmesi, en aza indirilmesi veya bertaraf
edilmesi için ÇED raporlarının hazırlanması ve uygulanması gerekir.
Ancak, ülkemizde bu süreç tartışmalı bir durumdadır. HES
projelerinin ÇED aşamalarıyla ilgili sorunlar şunlardır:
1. Havza bazında planlama yapılmamaktadır. HES yatırımları
ve lisans verme süreçlerinde havza bazında bir planlama yapılmadığı
için ÇED’ler de her bir proje için noktasal bazda ve tekil olarak
gerçekleştirilmektedir. Oysa ki, bir akarsu havzası içerisinde aynı dere
üzerinde veya havzayı oluşturan farklı akarsu kollarında planlanan
projelerin kümülatif etkilerinin ortaya konması gerekmektedir.
Bu kapsamda, öncelikle havzada yer alan su ile ilişkili sektörler
tanımlanmalı, havzanın doğal kaynak, habitat ve biyolojik çeşitliliği
saptanmalı, daha sonra havzadaki nehir ekosisteminin hizmet ve
sağlığını tehdit etmeyecek şekilde bir elektrik üretim planlaması
yapılarak ÇED raporları bu kapsamda değerlendirmeye alınmalıdır.

Entegre Havza Yönetimi
Belirli bir nehir havzası içinde, suyla ilişkili tüm sektörleri
göz önünde bulundurarak (sanayi, tarım, kentsel gelişim,
balıkçılık vb.) su, toprak ve ilgili kaynakların korunmasını,
yönetimini ve gelişimini koordine etmek ve çevresel ve
sosyoekonomik çıkarları dengelemeyi
hedefleyen bütüncül bir planlama ve yönetim modelidir.
%71 HES PROJELERİNİN %71’İ 25 MW’IN ALTINDA
VE ÇED ZORUNLU DEĞİL!

Entegre Havza Yönetimi, nehrin sunduğu ekosistem hizmetleri,
farklı habitatlar ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki olumsuz etkileri
en aza indiren ve önleyen bir kalkınma yaklaşımına olanak sağlar
ve Entegre Havza Yönetiminde tek bir kaynak (örneğin su) üzerinden
tüm havzanın planlaması yapılmaz, diğer kaynaklar da planlamaya
dahil edilir.
Havza planlamasının bir diğer önemli özelliği de, yatırım planları ile ilgili
kararlar alınırken, halkın ve sivil toplum kuruluşlarının da söz sahibi olmasını
öngörmesidir.
2. 25 MW’ın altındaki HES’ler için ÇED zorunlu değildir.
ÇED Yönetmeliği gereği;
Kurulu gücü 25 MW ve üzeri olan nehir tipi santraller Ek-1,
Kurulu gücü 0,5 MW ve üzeri olan nehir tipi santraller Ek-2
listesinde yer almaktadır.
Ek-1 listesinde yer alan HES projeleri için ÇED süreci bir koşulken,
Ek-2 listesinde yer alan HES projeleri için “Proje Tanıtım Dosyası” hazırlanır
ve ÇED’in gerekli olup olmadığına karar verilir.
Sonuç olarak, ülkemizde her HES projesi için ÇED süreci
zorunluluk arz etmemektedir.
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nce listeleri yayınlanan HES projelerinin
bazılarının kurulu gücü ile ilgili bilgi yer almamaktadır.
Ancak kurulu güç bilgisi mevcut olan HES’lere bakıldığında,
Ek-1 listesinde olan ve ÇED sürecine tabi olan HES’lerin toplam
HES’lerin sadece %29’u kadar olduğu görülmektedir.
HES projelerinin %71’i için seçme-eleme kriterleri uygulanmakta ve ancak
gerekli görülürse ÇED süreci başlamaktadır.
Borular yaban hayatının hareketini kısıtlar.
(Kabaca -Kabarcet Vadisi, Artvin)

Dereye bırakılan su üzerinde her ne kadar balık geçidi
inşa edilmişse de, nehir üzerine beton dökülerek
düzleştirme yapılmıştır ve balık geçidini kullanabilen
balıklar haricinde diğer canlıların nehir içinde ileri-geri
hareketi kesintiye uğramıştır.
(İkizdere Vadisi, Rize)
HES inşaatı nedeniyle üst toprak katmanı sıyrılmıştır.
(Çoruh Vadisi, Artvin)
HES inşaatı nedeniyle orman alanları tahribata maruz kalmıştır.
(Senoz Vadisi, Rize)
HES inşaatı nedeniyle dere yatağının doğal yapısı tamamen bozulmuştur
(Murgul, Artvin)

HES inşaatı nedeniyle dere üzerine yapılan yol ve dere yatağının daraltılması, suyun kalitesini, sucul canlıları ve yaban hayatını olumsuz etkiler.
(Murgul, Artvin)
Elektrik iletim hatları kurulurken yapılan tıraşlama işlemleri orman
alanlarını tahrip eder.
(Çoruh Vadisi, Artvin)
Tünel tipi projelerde dinamitle patlatma sonucunda gürültü,
toprak ve hava kirliliği oluşur.
(Solaklı Vadisi, Trabzon)
Dere yatağına “can suyu” adı altında bırakılan su miktarı yetersizdir.
Nehrin doğal yapısı ciddi boyutta değişmiş ve
sucul canlıların sağlıklı yaşamı olanaksız hale gelmiştir.
(Kabaca Vadisi, Artvin)
“ÇED gerekli değildir” kararıyla yapımına başlanan bir HES projesinde,
halkın bilgilendirilmesi ve katılımı süreçlerinin tamamen kapsam dışında
tutulması endişe vericidir. Bu durumda HES’lerin sosyal etkileri göz ardı
edilmektedir.
BÜTÜN HES PROJELERİ İÇİN ÇED SÜRECİ ZORUNLU OLMALI!
Kurulu gücü kaç MW olursa olsun, HES inşaatları sırasında üst
toprak katmanının sıyrılması, uzunluğu kilometreleri bulan kanalların
yapılması, boruların döşenmesi, tünel açılması için dinamit patlatılması,
binlerce metreküp hafriyat çıkarılması söz konusudur.
Dolayısıyla, HES projeleri için Ek-1 ve Ek-2 uygulaması kaldırılmalı; kurulu güce
bakılmaksızın, her HES projesi için ÇED süreci zorunlu olmalıdır.
Ardışık HES’lerin olduğu vadilerde tek tek değil tüm HES’leri dikkate
alan tümleşik etki değerlendirilmelidir.
3. Elektrik iletim hatları ÇED raporlarının kapsamında yer almamaktadır.
HES’lerde üretilen elektriğin taşınması için iletim hatlarının kurulması gerekir.
Ancak elektrik iletim hatlarının çevresel etkileri ve bu etkilerin bertaraf edilmesi,
ÇED raporuna dâhil edilmemektedir.

Oysa iletim hatlarının kurulması süreci, başta bitki ve üst toprak katmanı olmak
üzere alanda pek çok zarara yol açar. İletim hatları kurulumu da ÇED sürecine dâhil edilerek, başta tıraşlama olmak üzere çevresel etkilerin azaltılmasına ya da bertaraf edilmesine yönelik metotlar kapsama alınmalıdır.
4. Stratejik Çevresel Değerlendirme’ye geçiş süreci hızlandırılmalıdır.
HES yatırımlarının çevreye etkilerini bertaraf etmekte ya da azaltmakta daha
etkili olmak ve nehirlerimizin sağlığını korumak için ÇED sürecinden Stratejik
Çevresel Değerlendirme (SÇD) sürecine geçiş süreci hızlandırılmalıdır.
Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD), 2004 yılında tüm Avrupa Birliği
üye ülkelerinde yasal gereklilik haline gelen yeni bir araçtır. SÇD’nin
uygulama aralığı Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)’nden daha
geniştir. SÇD, noktasal bazda ve proje düzeyinde etkilerin ötesinde tüm
plan, program ve politikaların yapım süreçlerine çevresel değerlerin
de dahil edilmesini sağlayan bir yaklaşım öngörür. Avrupa Birliği’ne
tam üyelik sürecinde müzakereleri devam eden ülkemiz de, AB’nin bir
üyesi olabilmek için bu direktife uyum göstermek zorunda olacaktır. Bu
kapsamda ilgili mevzuatın uyumlaştırılması gerekmektedir.






























