Mehmet Saral & Faik Sarıalioğlu
Video Solaklı Deresi’nin Karadeniz’e döküldüğü bölgenin 2-3 km yukarısında, Of Çay Fabrikası bölgesinde çekildi. Gece videoyu çeken bir arkadaşı videoyu Derebaşı Platformu Yöneticisi Mehmet Saral’a gönderdi. Mehmet Saral’ın Platformun “facebook sayfasında” yayınladığı bu görüntüler üyelerimizden büyük tepki aldı. Bu ve buna benzer olayların önlenmesi için çaba gösterilmesi önerildi.
Solaklı Deresi’nin eski Ballıca Belediye Binası önünün karacaların geçiş bölgeleri olduğunu eski avcılar bilirler. Derenin hapsedildiği (ıslah edildiği) istinat duvarları ve HES’lerin neden olduğu düzensiz su akışlar dere yatağını bazen sızıntı suların aktığı küçük bir ırmak, bazen de bir göle çevirmektedir. Videoda izlenen cinayetler sıklıkla yaşanmaktadır. Videodaki kahramanımıza ne oldu diyorsunuz? Denize doğru gitmiş. Denizin kenarı karayolu istinat duvarları ile örülü. Oralardan çıkması imkansızdı.
———————————————————————————–
YAVRU KARACANIN ÖLÜMÜ
Annesini kaybeden yavru karaca ormanda saatlerce dolaştı annesin bulamadı. Bütün umudu annesi ile zaman zaman birlikte geçtikleri derenin karşı yakasında kalmıştı. Çalılıkların arasından karayılana benzettiği çift şeritli karayoluna baktı. Yoldan hızla geçen, garip, her renkte ve her şekilden biçimsiz insan yapısı yaratıklar vardı. Annesi onların çarptığı karacaların hiç yaşamadığını söylemişti.
Akşam olmasını bekledi. Akşam karanlığında insan yapısı yaratıkların hem sayıları azalır, hem de gözleri çok parlak olduğu için görülmeleri kolaylaşırmış. Onu bekledi. Yol kenarına indi. Sağa sola baktı, gözleri parlak yaratıklar yoktu. Hızla karayılana benzettiği yolu geçti. Şimdi dereye inecek, çok az su olduğundan sekerek karşıya geçecek, annesini bulacaktı. Yüreği ferahlamıştı.
Fakat o ne? Annesi ile geçtiği yer burası değildi. Yol kenarında dereye inmek istedi, olmadı. Sadece İnsan denen zalim hayvanların yapabildikleri 6-7 karaca boyu insan kayaları vardı. Aşağıya koştu kayanın sonunu bulamadı, döndü yukarıya doğru koşmaya başladı. İnsan kayaları bitmek bilmiyor, uzayıp gidiyordu. Karşı
dan parlak gözlü büyük bir canavarın geldiğini gördü. Korktu. Önce bakakaldı sonra da can korkusu ile kendisini insan yapısı kayadan aşağıya attı.
Önce derin suyu dibine battı. Bir hayli su yutmuştu, nefesi de daralmıştı. Sonra ayaklarını oynatınca yukarı çıkabildiğini, hareket edebildiğini fark etti. Suyun üzerinde rahatça hareket edebilmesi ile rahatlamıştı. Karşıya yüzdü yine insan kayası vardı, geri döndü insan kayası vardı. Suyun akış yönü tersine yüzdü insan kaya yan yatmış gibiydi. Çıkmayı denedi tırnakları kaydı. Tekrar tekrar denedi olmadı. Tırnakları kanamıştı ama can korkusundan onu bile anlamamıştı. Yan yatmış insan kaya boyunca kaç kez gitti geldi unuttu.
Üç tarafı insan kayası ile çevrilmiş bir gölde sıkışmıştı. Derenin akış yönüne doğru gitse, bir bilinmeze, bir dönülmeze yolculuk edeceğini sezinlemişti. Üstelik annesi de orada değildi k! Uzak durmaya çalıştı. Uzun zaman umutsuzca gölde yüz
dü. Sonunda gücü bitti. Zifiri karanlıkta bir şey de göremiyordu. Bir ara annesinin sesini duyar gibi oldu, yüreği sevinçle doldu. Yüzme uğraşısından vazgeçti, gözlerini kapadı. …
———————————————————————————–
Biliyoruz ki çoğu insan bu yazıya masal diyecek. Belki de duygu sömürüsü olarak niteleyecek. Duyguları varmış gibi. Bizim insan atamız Homo Sapiens – akıllı insan-diye bilinir. Katil dedemiz, doğadaki vahşi yaşamın %90’ını yok ettiği gibi kendi gibi insan türü yedi nesli de yok etmiştir. Ve bütün bunları kendi zevki için para kazanma uğruna yapmaktadır. “Son ırmak kurduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenilmez bir şey olduğunu öğrenecektir” der Kızılderililer.
Mehmet Saral & Faik Sarıalioğlu































