BİR “MANAT İSMAİL” GEÇTİ BU DÜNYADAN:
Faik Sarıalioğlu & Metin Yılmaz

Söze “Allah rahmet etsin” sözü ile başlayalım. Öyle yapalım ki bu sayfanın yorumları basit cümlelerle dolmasın. Kendisi de çok rahmet okurdu! Dudakları oynadığında karşısındakinin yedi ceddine rahmet okuduğundan söz edilirdi.
Gerçek adının “İsmail Şen“ olduğunu birkaç gün önce öğrendim. Herkes ona “Manat İsmail” ya da kısaca “Manat” derdi. Manat Rusca bir kelime idi. Manat, bugün Azerbaycan ve Türkmenistan’ın resmi para birimidir ve son kurlara göre 1 manat =3,48 TL değerindedir.

İsmail Karakaş Cumapazarı Reis Mahallesi’ndendi. Mahallenin aşağı kısmında küçük bir ev vardı. İsmail’in evi orası idi diye bilirdik. Ben onu her evde gördüm de orada oturduğunu hiç görmemiştim. Evlenmiş iki kızı olmuştu. Manevi çocuklarının sayısını ile bilebilen hiç olmadı!
Ailesi hakkında bilgi belki kısıtlı idi ama kendisinin ne kadar meşhur olduğunu bu yazının yorumlarında göreceksiniz.

Sanırım 1980’li yıllarda öldü. Rivayete göre mide ağrısı ile götürüldüğü doktor onu ameliyat etmiş, karnı açıldığında kanseri o kadar yaygınmış ki cerrah tümöre dokunmadan ameliyatı bitirmiş. Köye öyle haber gelmiş. Herkes Manat’ın yakında kanserden öleceğini beklemeye başlamış, ama öyle olmamış. Bu ameliyattan sonra Manat amca yıllarca yaşamış.
1916-1918 Rus İşgali Dönemi’nde “Manat” 12-15 yaşında bir çocukmuş. Rus askerler ona iş yaptırırlar ve para verirlermiş. Adı böylece “manat” kalmış. Diğer bir rivayete göre Of-Bayburt yolunun açıldığı o yıllarda Derebaşı’na çalışmaya giden İsmail’e Ruslar ücret olarak “manat” vermişler. Daha sonra ismi nasıl olmuşsa “manat” kalmış. “Manat” bizim çevrede Azerbaycan parasından kıymetli olmuş.

“Manat” gündelik işler yapar ve çoğu zamanda sırtında küfe misali bir sepeti ile Cumapazarı’ndan evlere yük taşırdı. Gittiği tüm evlerde ağırlanır, çoğu evde misafir edilirdi. Herkesin sevgilisi idi. Bir tek kendisine taş atan ve her zaman koltuğunun altında taşıdığı ekmeğini almaya çalışan çocukları sevmezdi.
Bu çocukların babalarını gördüğünden söze “o senin a… oğlun var ya” diye başlardı.
Rus İşgal Yılları, Bir Derebaşı anısı, – İhsan Saral
Ruslar derebaşı yolunu yaparlarken Türk işçileri çalıştırırlar ama ücretlerini de verirlerdi. Derebaşını bilen özellikle demir kapı geçiti denilen kısım sarp kayalıkların olduğu, o dönemin koşulları içerisinde aşılmasının hele hele yol yapılacak enlikte geçilmesi imkansıza yakınken başta ki Rus komutana bu kayaların kırılıp yola açılmasının mümkün olmadığı söylense de, Rus komutanın günde bir manat kadar kaya koparılıyorsa bu yolu yapacağız ısrarı ile demir kapı denen geçit yapılabilmişti. Ruslar demir kapı geçiti yapılırken ülkelerinden bizim lom dediğimiz boyu bir buçuk, iki metreye yakın ucu sivriletilmiş avuç içi kalınlığında demirler getirmişlerdi. Bu lomlar sayesinde kayalar kopartılıyor, derinlikler açılarak dinamit patlatılıyor yani sözün özü lom, çalışanlara ciddi kolaylıklar sağladığından çok da değerli görülen bir alettir. Lom ile alakalı duyduğum bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum.
Dere başı yolu yapılırken getirdilen lomların azalması üzerine şanttiye şefi Rus komutan işçileri toplar ve onlara:
-Sizler Türksünüz?
Bizimkiler cevap verir
-Evet Türküz.
Komutan
-Müslümansınız?
Bizimkiler böbürlenerek biraz da kasılarak
–Ooo elhamdülillah tabi ki Müslümanız, diye cevap verirler.
Bunun üzerine iyice sinirlenen komutan, Türkçe konuşarak ve Karadeniz ağzıyla sorar
-Madem öyle, ula hane lomlar??
Büyüklerden hiç kimsenin “Manat”a kızma hakkı yoktu. Kendisine iyi davranan hiç kimseye küfür ettiği görülmezdi. Örneğin: bana küfür ettiğini hiç duymadım. Ama bazı çocukların adı geçtiğinde söze küfürle başlardı. Bu konuda adamı yoktu.
Hakkında o kadar söz söylenir, o kadar hikaye uydurulurdu ki; köydeki tüm kişilerin anlattıklarını toplasak bir “Manat Külliyatı” olurdu. Bu yazının yorum kısımlarını toplayacak ve ona bir külliyat hazırlayacağız. Ömründe çile çeken İsmail Karakaş’a bu sayfalarda iade-i itibar yapacağız.
“BİNLERCE ÖLÜ VERDİK. BİR ÜZÜM AĞACI DA MI ALAMADIK!”

DERLER Kİ; Rus askeri işgalde bir Eylül gününde Cumapazarı’na gelmiş. Bir asker tüfeğini üzüm asmalı kızılağaca dayayarak üzüm yemek için ağaca çıkmış. İsmail tüfeği alıp askere doğrultmuş, aşağı inmezse onu vurmakla tehdit etmiş. Asker zorunlu olarak aşağı inmiş ve o yıllarda 12-15 yaşında bir çocuk olan İsmail’e okkalı bir tokat indirmiş. Demiş ki: “Ulan Of’a girerken binlerce askerimiz öldü. Bir üzüm ağacı da mı alamadık”.
“HAZIR GELMİŞKEN BURADAN BAŞLASAK YA!”

Köyümüzün şakacı büyükleri “Manat”ı gittikleri eğilence yerlerine de götürürlerdi. Ünü o kadar yaygındı ki çevre köylerden onu bilmeyen olmazdı. “Manat”ı tanımak onunla şakalaşmak bir olaydı. Bir gün Naci abi (İsmail Efendi oğlu Naci Sarıalioğlu-Konak Mahallesi) ve arkadaşları İsmail’i Çaykara’ya götürürler. Oyun oynayacakları arkadaşlarına tanıştırırlar. “Manat”ın parayı çok sevdiğini duyar Çaykaralı aklı evvel cebinden önemli bir miktarda para çıkarır ve İsmail’e yanına gelmesini işaret eder. İsmail kalkıp yanına gider, oturur. Çaykaralı derki “Ula İsmail şu Küçühollulara söv, bu paraların hepsini sana vereceğim”. İsmail’in ne yapacağını bizimkiler merakla izler. İsmail bir paraya bir de bizim ekibe bakar. Sonunda parayı alıp birkaç adım uzaklaşır. Herkes pür dikkat kesilmiştir. İsmail Çaykaralı’ya evini nerede olduğunu sorar ve arkasından ekler: “Hazır buraya gelmişken sizin evden başlasak ya!”
“ULAN POSTUN TÜYLERİ SAYILIR MI?”
İsmail askere alınır. Kısa sürede gittiği birliğin sevgilisi haline gelir. Bir gün birlikteki bir başçavuş komutana gider ve İsmail’in askere yanlışlıkla alındığını sakata ayrılmasını önerir. Komutan inatçıdır. Ben görüp konuşacağım der. Sonunda kendince bir çözüm bulur. İsmail’den bir post verir ve bir odada akşama kadar bu postun tüylerini saymasını ister. Bir odanın ortasında oturan İsmail postu önüne alıp tüylerini saymaya başlar. Uzun süre geçer.. İsmail odada oturmuştur. Dudakları oynuyordur. Tüyleri saymaya çalıştığına karar verilir.
Başçavuş: “komutanım bakınız, zavallı adam saatlerdir postun tüylerini saymaya çalışıyor” der. Komutan arkadan sessizce odaya girer ve İsmail’in arkasından yaklaşır ve kulak kabartır. İsmail: “binbir, onbinbir, on milyon bir kelimelerini tekrara ediyor ve arada a… komutan, postun tüyleri sayılır mı?” diyordur. Rivayete göre komutan başçavuşa döner: “buna kim deli demiş, bu hepinizden akıllı” der. İsmail terhis edilmemiştir.
“O ÖYLE OLMAZ. O KÖYDEN BAZILARININ YERLERİNİ DEĞİŞTİRİN!”
Bir grup insan çevre köylerle Cumapazarı’nın halkının yaşayış farkını tartışmaktadır. Neden çevre köyler “bir anlamda” daha az gelişmiştir? Yıllardır yakın ilişkide oldukları Cumapazarlılardan neden örnek almazlar. Her kafadan bir ses bir yorum çıkar. Tartışmayı arkadan izleyen İsmail: “o iş lafla olmaz, görerek olur. O köyden bazı insanlar birkaç ay gelsin Yarakar’a (Bugün Serindere adı ile Cumapazarı’nın bir mahallesi olan, Araköyü karşıdan gören bir köydü) yerleşsinler. Sabah kalksınlar Küçükhol’a (Cumapazarı’nın eski adı) baksınlar. Onlar ne yapıyorsa onu yapsınlar. Çamaşır yıkayıp asmışlarla onlar da onu yapsınlar. Bu şekilde öğrenirler. Dediğiniz gibi öğrenilebilseydi benim dedemden beri çoktan öğrenmiş olurlardı” der. İsmail yaşayarak öğrenmenin önemini vurgular.
İsmail Karakaş’a ait elimdeki tek fotoğraf aşağıda verilemektedir. Fotoğraf üzerinde kişilerin isimleri yazılıdır. Bir kısmı rahmetli olmuş insanlar İsmail’le sohbet etmektedir. İsmail’in yüzündeki çizgiler yaşanmışlığın izlerini taşmaktadır. Ölenlere Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun.

NOT: İsmail Karakaş’a ait anılarını düzgün ve uygun ifadelerle paylaşan arkadaşlarımızın yorumları bu sayfaya eklenecek ve “İSMAİL KARAKAŞ – MANAT – KÜLLÜYATI” adı altında “web” sayfamızda paylaşılacaktır. Kısa rahmet mesajları “facebook” sayfalarında kalacaktır. Kalıcı olmak istemez misiniz?

Anekdotlar….
Konak Mahallemizde Hüseyin Saral’ın annesi Şerife hala çok şakacı bir kadındı.
Bir gün tarlada çalışırken yoldan geçmekte olan Manat İsmail’i görür, takılmak ister. Bulduğu bir gazete parçasını İsmail’e verir ve bu mektubu okumasını ister. İsmail amca kağıdı evirir çevirir, durur.Şerife hala: “İsmail askerdeki oğlum Hüseyin’den geldi, bunu okusana“, okuyamıyor musun deyince Manat: “Öyle söylesene de kitap gibi okuyayım” der ve başlar. Hal hatırdan sonra devem eder: “İsmail’i görüyor musun, havalar soğuktur. İsmail’i eve al, yemek yetir, ocağın başına yatak ser, yatır” der demez “yatağına da al diyor mu?” diye sorarak elindeki celiyi (mısır bitkisinin ilk 50-70 cm’lik alt bölümü) İsmail’in peşinden atar.
Diğer taraftan bir kızı olduğunu (Hanife abla) ve onunda çocuğu olmadığı için biyolojik torununun olmadığını yazdık. Bu da yanlışmış. Bir başka kızı ve ondan iki torunu varmış. Torunlarından Dursun Saral son soyadı düzeltmesini yapmış.
Yanlışlık için özür dileriz. İsmail amcanın mekanı cennet olsun. Oradan da bize şaka yapmaya devam ediyor.
































