NE SEVDALIKLAR GÖRDÜ O YOLLAR!
Doğu Karadeniz Bölgesi’nin tümünde geçmişte yayla geleneği vardır. Büyük ve küçük baş hayvanlarla yaylaya yaz başında (Mayıs sonu-Haziran başı) ve yayladan inmek (Ağustos sonu-Eylül başı) herkesin heyecanla beklediği bir olaydır. On yaşından başlayarak 18 yaşına kadar inekleri yaylaya götürmek benim görevimdi. Neşeli ve acı olaylarla dolu yıllardı.
Yaylaya gidileceği zaman en az 4-5 aile anlaşır, aynı günde yola çıkardık. Sabahın erken vaktinde Cumapazarı’da yol arkadaşları buluşurduk. Yolcu edenler de Cumapazarı’na kadar gelip, kalanlarla adeta helalleşirdik. Bizim ve Sait amcanın inekleri olarak 7-9 kadar ineği götürmek görevi benimdi. Düşünün 10 yaşında iki günde 45 km tehlikelerle dolu yolda 7-9 ineği yaylaya götürürdük.
Dernek Pazarı, Zeno Seli derken Çaykara’ya ulaşırdık. Şur altında bugünkü yolda ayrı karayolu vardı. Sarmaş hanları, Hatı Köprüsü, Ataköy (Şinek) Kösesi yolu ile Ataköy’den geçer. Otuz iki kabanlar denen yolu geçerdik. Gerek yaya, gerekse araba ile defalarca geçtiğim bu yolda bir yılan misali çukurluk-sırt-çukurluk sırt şeklinde devam eden yol Harheş Irmağı’na varırdı. Yayladan gelirken ceviz çaldığımız bu bölge giderken pek renkli değildi. Otuz dakikalık bir yolculukla vardığımız Alçak Köprü’de kara yolundan ayrılıp Solaklı Deresi yamacındaki çayırlarda öğlen molası verirdik.Yorgunluk hat safhaya gelir bir saat kadar dinlenir. Mısır ekmeği ve peynirden oluşan mendile sarılmış azıklarımızla karın doyururduk.
Yola çıktığımızda dinlenmiş ayaklarımız yolu daha kısa kılar Çikolaş denilen beldeye varırdık. Aşağı Karacam (Ogene)’den sonra Ogene virajlarının kestirme yoldan çıktığımızda Muduroğlu’nun arabasını yuvarlandığı iki kişinin ölü, bazılarının sakat kaldığı yere bakmadan geçmezdik. Araba üst yolda alt viraja kafası üstüne düşmüştü. Ölenler arabanın kasasındakilerdi. Şoför yanılmıyorsam Molla Mustafa adlı biri idi. Kazayı görenler yardıma koşmuş, Molla Mustafa’yı direksiyonu sıkı sıkıya tutmuş, şok nedeni ile konuşamaz bir durumda bulmuşlardı. Bakmışlar yarası görülmüyordu. Sarstılar – Mustafa Mustafa ne yapıyorsun diye sordular. “Frene basıyorum.” demişti. İndirdiler, kendine geldikten sonra – ulan Musafa araba yuvarlanmış sen bize frene basıyorum diyordun denince – “ben görevimi yapıyordum” demişti. Yıllarca bu tip olaylara örnek verilen bir öyküye dönüşmüştü.
Yukarı Karacam (Ogene) gece konakladığımız yerdi. Önce ineklere köy evlerinde ahır bulacak, yedirmek için ot satın alacak, özellikle yeni doğum yapmış, memeleri sütle gerilmiş olanları mutlaka sağacaktık. Ben her zaman köylülerden yardım isterdim. Sütü sağın alın derdim. Gece iki katlı ve üst katında iki odası bulunan handa yatardık. Erkekler bir odada, kadınlar bir odada şeklinde bölüşürdük. Altımızda kilim varsa lüks sayardık.
Sabah erken tekrar yola çıkar, Ogene Mezraları (Mezerelerl)’ni kestirme yollarla çıkar, sarp kayalıklı yoldan Enes’in hanı Maden Deliği (Horoz Deliği’ni) geçip Derebaşı’na çıkardık. Önce Soğanlı’dan buraya inen kesme yol (köse) açık mı diye öğrenirdik. Yolun kapalı olması kaya aralarında çıkan dik yokuşlu yolun çimenlere çıktığı noktada kürtük (kar yığıntısı_mini buzul) varlığı anlamında idi. Buzul her zaman vardı da büyüklüğü önemli idi. 20-30 metre ortası kısmen yol olmuş buzulu geçme tehlikesini alanlar buradan bir saatte Soğanlı Geçiti’ne varırdı. Korkanlar ise Derebaşı virajlarını aralarındaki dik kestirme yollardan çıkar, Demirkapı’dan geçer Heneke Çayırları’na ulaşırdı.Sonrası tabana kuvvetti. Köseden bir saatte çıkılan Soğanlı Çatma’sına 2.0-2,5 saatte ancak varırdık.
Sonrası kolaydı. Soğanlı Yokşu, Horon Düzü (orada hiç horon oynandığını görmediğim bir düzlüktü), Soğuk Su, Akbuhar yolu ile yaylaya varırdık. Öğle vakti geçer, ikindi vakti yaklaşırdı.
Annemler yaylada genellikle olmazdı. Araba bu mevsimde ya Derebaşı’na kadar gelir oradan sonrası yürünürdü. Ya da Trabzon-Gümüşhane-Bayburt- Çençül yolu ile Soğanlı Çatma’sına gelirdi. Çoğu zaman Soğanlı Yokuşu çıkalamaz, orada insanlar inerdi. Yokuş çıkılsa bile Horun Düzü bitimindeki Soğuk Su bölgesindeki kürtükten geçemezdi.
Sayısız anımızın olduğu göçlerdi onlar. Sevdalı gençlerin türküleri ile yol alırdık. Sevdalar bu yollarda başlardı. Kafilede birlikte yürümü gayretindeki abi ve ablalarımıza sevdalı gözü ile bakardık.
(Not aşağıdaki fotograf internetten alınmıştır. Bizde inekleri süsleme ritüeli pek görülmezdi.
Şeref hoca yaz dedin, oturup yazdım. Yazım hataların düzletmek ve edebi cümleler kurmak sana kalmıştır).
-Faik Sarıalioğlu






























