Doğu Karadeniz Dağları’nın en yüksek zirvelerinden biri 3157m yüksekliği ile Kırklar dağı olarak bildiğimiz dağdır. Resmi adı Karakaya Dağı’dır. Yakın yayla halkı da bu adı kullanır. Nedense bizim yaylalarda Kırklar Dağı olarak bilinir.
Derebaşı Virajları’nı çıkmış, Demirkapı’da geçmişsinizdir. Önünüzde Heneke Çayırları vardır. 11 km sonra 2330 m. rakımlı Soğanlı Geçidine ulaşmış olacaksınız. Açık bir havada Soğanlı geçidinde bir durun, doğunuzdaki zirveye bakın. Soğanlı dumanlı ise daha yüksek bir yere çıkın. Dumanın eteklerine bile zor ulaştığı muhteşem Kırklar Dağı’nı göreceksiniz. Birbirine 500 m yakın iki kaynaktan çıkan su birisi Derebaşı, öteki Uzungöl üzerinden iki kol halinde 40 km sonra Solaklı Deresi’ni oluşturacaktır. Güney yamacından çıkan su küçük çaylar, ırmaklarla, Çoruh Nehri’ni oluşturacak, sınırlar aşacak Gürcistan topraklarından Karadenize ulaşacaktır.
Açık havada zirvesinden onbinlerce km uzaklıktaki dağları görebilirdiniz. Kuzeye dön sağ tarafta Haldizen Gölleri, orta alt kısımda Derebaşı tepeleri görülecektir. Bölgenin seyir terasında gibisinizdir.
Zirveye çıkmak ilk kez 31 Ağustos 2009 günü nasip oldu. Çetin Öner ve ablam Fatma Öneri aşağıda bırakmış, kardeşim Zeki Sarıalioğlu ile zirveye tırmanmıştık. Bu tarihten sonra her yıl, bazı yıllar ise yılda iki kez bu dağa çıktım. Her defasında farklı arkadaşlarım oldu.
Dağın kuzey yamacı dik ve tehlikelidir. Dağcıların bile zor çıkacağı patika yol dar, dik ve kaygandır. Her yerini ayakta inmeniz ya da çıkmanız mümkün olmaz. Dört ayak yürümek zorunda da kalabilirsiniz. Güney çıkışında yolu büyük bir bölümü çimen ve taşlık arazide yürümek kadar basittir. Zirveye yakın bir bölüm yamaç görüntüsü ile sizi ürkütebilir. Yükseklik korkunuz varsa işiniz zordur. Yoksa böyle bir korkunuz, aşağıya da bakmazsanız yürür gidersiniz.
2009 yılındaki ilk çıkışımızda tam zirvede düz bir kaya vardı. 50-60 cm yüksekliğinde iğreti bir taş duvar ile çevrilmiş toplam alanı tahminen 150-200 m2’lik tepsi gibi düz bir alandı. Abartısız helikopter inebilirdi. Güney duvarda bir minber ve üzerinde rahat namaz kılınan bir taş gördük. Taş sofanın giriş kısmında yaklaşık 2,5×3.0 metre ebatlarında, 2 m. yüksekliğinde, dış cephesi teneke ile kaplı bir kulübe vardı. Sert rüzgarlarda uçmaması için sekizlik demirlerle kayalara bağlanmıştı. Anahtarı kapı üzerinde idi. İçeri girdiğimizde şok olmuştuk. Tahtadan iki rafta büsküvi, kurabiye, ekmek, taze salatalık, çay, şeker, tuz, defterler, kalemler, Kuran-ı Kerim daha nice şeyler vardı. Çiviler asılmış envai türlü mutfak malzemeleri, yerde su bidonları, tüplü ocak, demlik , bardak, çatak, kaşık,çay kaşığı, kepçe v.b . malzemeler bulduk. Şaşırmıştık, günün hatırasına bir not yazıp çıkmak üzere idik ki; adeta bir gizli kapı gördük. Açtığımızda daha da şaşırdık. İki-üç kişinin yatabileceği yatak, yorgan, yastık köşeye yığılmıştı. Fotoğraflar çektik. Fesli fotoğrafımla Salako filmindeki Kemal Sunal’a benzemiştim.
İçeride geçirdiğimiz zaman zarfında duman iyice yükselmişti. Zirvenin son 50 metresi hariç dağları kaplamıştı. Orada iki saat kadar kaldık. Kayalık bir zirveye tırmanmak amacı ile gitmiş 2-3 gün kalınabilecek koşulları eksiksiz bir kulübe ile karşılaşmıştık.
Çok sayıda fotoğraf çektik. Ben çevre duvara yaslanır gibi yaparak fotoğraf çekmeye korkarken Zeki, dumanla kaplı sarp kayalarda fotomodellik yapma sevdasında idi.
2016 yılı çıkışında aile bireyleri olarak çıktık. Zirvede bir mescit yapımı için yoğun çalışma vardı. 2017 yılında ise mescit tamamlanmıştı. Eski kulübe yoktu. Geniş bir mescit yapılmıştı. Güneş enerjisi ile elde edilen elektrik, jeneratör, 300 m aşağılardan varangellerle çekilen su düzeneği tamamdı. Alan köşesinde Al Bayrağımız dalgalanıyordu. Mescidi Uzungöl Cami Yaptırma Derneği yaptırmıştı.
Ağaç yapım mescit göreceli olarak çevre ile uyumlu idi. Helikopter pisti olabilecek büyüklükte taş sofa artık yoktu. Bundan da kötüsü zirveye çıkış için araba yolu yapılması idi. Yol zirvenin 500-600 metre yakınına kadar getirilmişti.
İlk gidişimde karşılaştığım manzara Kaf Dağı’nda Heidi’nin kulübesi gibi masalsı bir yerdi. Son gidişimde sihir nispeten bozulmuştu. Zirveden gördüğüm yol çıkışını medeniyet denilen canavarın pençesine benzetmiştim. Kar yığınları arasından geçen patika yol kenarında bırakılmış naylon poşetler moralimi iyice bozmuştu.
İnsan atamız Homo Sapiens adı ile bilinir. “Akıllı insan” anlamındaki bu kelimelerle adlandırılan atamız dünyadaki 900 milyon vahşi hayvanın %90’ını ve kendisi gibi 7 insan neslini de yok etti. Bu Sapines evcilleştirdiği hayvanlar kendi çıkarı için acımazsızca kullandı, kullanmaktadır. Anlı-şanlı , modern kırmızı ve beyaz et üretim tesislerini gidin görün insanlığınızdan utanacaksınız. Eti sertleşmesin diye daha az hareket edebileceği dar demir kafeslerde büyütülen ve ancak kesilmek için oradan çıkarılan al yazmalı danalara yüreği sızlamadan bakabilenlere sözümüz yoktur bizim.
Sayın Derebaşı Platformu üyeleri gelin Derebaşımızı koruyalım. Solaklı’dan Soğanlı’ya oradan Kırklar Dağı’na uzanalım. Bu eşsiz coğrafyayı yalana, talana kurban etmeyelim.
-Faik Sarıalioğlu
































