Cevap 3: Hayır!
Hidroelektrik yenilenebilir bir enerji kaynağıdır, ancak
hidroelektrik santrallerin yapım ve işletim sürecinin insan ve doğa
üzerinde muazzam etkileri olabilir.
HES’lerin nehir ekosistemi üzerindeki etkileri, inşaat ve işletme
sürecindeki etkiler olarak ikiye ayrılarak incelenebilir:
a. İnşaat sürecindeki etkiler:
– Elektrik üretimi için HES’lerin inşaatı dik yamaçların tahribine yol açar.
Sarp ve dik arazilerdeki kot farkı, gerekli olan suyun düşü yüksekliğinin
oluşması için kullanılmak zorundadır.
Buralardaki faaliyetler dik yamaçların yol, cebri boru, tünel
veya iletim kanallarının kurulabilmesi için yarılmasına neden
olur.

Ancak, dik yamaçlar aşırı erozyon ve toprak kayması riski taşıyan alanlardır. İnşaat sırasında yapılan ağaç kesimleri, erozyona ya da erozyon oluşma riskinin artışına yol açar.
Ülkemizde çoğunlukla HES inşaatlarında erozyon kontrolü
amacıyla teraslama yöntemi kullanılmaktadır.
Teraslama, hem çok küçük alanlarda yapılmakta hem de bu denli dik ve
bitki örtüsünden yoksun bırakılan alanlarda erozyon ve toprak
kayması risklerini önlemede genellikle yetersiz kalır.
– Bazı HES projelerinde su, nehirden uzunluğu kilometreleri
bulan açık iletim kanalları ya da borular aracılığıyla alınır. Açık
iletim kanalları ve borular, yaban hayatının geçişini engelleyen
büyüklükte yapılardır. Bu nedenle, yaban hayvanları günlük
avlanma, beslenme ya da su ihtiyaçlarını karşılamak için
kilometrelerce yol kat etmek zorunda kalmakta ve mevsimsel göç
sırasında güçlüklerle karşılaşmaktadır. Birbiri ardına yer alan
HES projeleri, yaban hayatı için çok büyük bir açmaz oluşturur.

– Yasal mevzuat gereğince inşaat sırasında çıkan hafriyat
atıklarının belirlenen alanlarda depolanması gerekirken, ulaşım
masrafı, zaman kısıtlaması ve denetim mekanizmalarının
eksikliği nedeniyle çoğu HES inşaatlarında hafriyat dere
yataklarına dökülür. Bu durum, dere yatağının dolmasına, sudaki
çözünmüş oksijenin azalmasına, su sıcaklığının artışına, bunlara
bağlı olarak sucul canlıların hayat kalitesinde ciddi düşüşe ve
bazı durumlarda balık ölümlerine neden olmaktadır. Hafriyat
dökümü sırasında yamaç boyunca yer alan bitki örtüsü fiziksel
olarak zarar görmekte, hatta yok olmaktadır. Bu durum alanın
erozyon ve sel felaketlerine karşı savunmasız kalmasına yol açar.

– HES inşaatları sırasında, daha önce insan erişiminin mümkün olmadığı alanlara yollar açılır. Bu da, yaban hayatının yaşama
alanını daraltır, avcıların yaban hayatına erişimini kolaylaştırır.
– İnşaat sırasında patlatılan dinamit, hava ve toprak kirliliğine yol açar. Çıkan ses, yaban hayvanlarını korkutur ve gebe
hayvanlarda düşüklere neden olur. HES projelerinin ÇED raporları incelendiğinde, sesin, yaban hayatı üzerine etkisinin
dikkate alınmadığı gözlenmektedir.
– Üretilen enerjiyi taşıyacak iletim hatlarının kurulması için
ormanlık alanlarda tıraşlama yapılır. Tıraşlama orman alanlarını tahrip eder.
– HES inşaatları sırasında açığa çıkan toz, yaprakların üzerine yapışarak ışık geçirgenliğini azalttığından, yaprakların
fotosentez hızını ve dolayısıyla ağaçların büyüme hızını olumsuz etkiler. Bunun yanı sıra, toz, ağaçları olumsuz etkileyen mantar hastalıklarının yayılması için uygun ortam
oluşturur. HES inşaatlarından çıkan toz, özellikle Doğu Karadeniz bölgesi için ayrı bir önem oluşturur. Bu coğrafyada
toz, ağaçların direncini düşürdüğünden, kabuk böcekleri, ormanların sağlığı açısından tehdit edici bir unsur haline
gelebilir.
Ekonomik olarak başka bir büyük problem ise
bir kaynaktan çıkan tozun, vadi rüzgarları ile tüm vadiye
yayılmasıdır. Böylece tozlar özellikle bal üretimi için en hayati
kaynak olan polenlerin tozlarla kaplanmasına dolayısıyla bal
veriminde ve kalitesinde düşmelere yol açmaktadır.
b. İşletme sürecindeki etkiler:
HES’ler elektrik üretimi için nehirlerdeki suyun büyük bir kısmını
kullanır. Bu durumda suyun akış hızı, akış miktarı, nehrin derinliği
ve taban yapısı önemli ölçüde değişir. Bunlar nehir ekosistemlerinin
sağlığı için kritik unsurlardır. HES’lerden nehirlere az oranda su
bırakılması sucul canlıların yok olmasına, beslenme, üreme ve göç
davranışlarında kısıtlamalara neden olur.
Ülkemizde bir nehir kolu üzerinde birden çok HES projesi birbirini takip eder şekilde planlanmaktadır. Böylece, farklı HES’ler tarafından
borular, kanallar veya tünellerle dere yatağından alınan su, bazen
kilometreler boyunca dere yatağına kavuşamaz. Bu durum, ekosistem
bütünlüğünü ciddi derecede tehdit eder.
HES’lerin birbiri ardına sıralanması en çok Akdeniz ve Karadeniz bölgelerimizde görülür.
HES’lerin işletimi sırasında nehir sağlığı ve biyolojik çeşitlilik
üzerindeki tehditler şu şekilde özetlenebilir:
– Bir nehrin akış hızı azaldığında, suyun havalanması ve
sudaki çözünmüş oksijen miktarı azalır. Oksijenin belli bir
konsantrasyonun altına düşmesi, toplu balık ölümlerine neden
olmaktadır. HES işletimi aynı zamanda suyun sıcaklığını
değiştirir. Bu durum, sudaki sıcaklığa hassas türlerin yaşamını
olumsuz etkiler. Örneğin, alabalığın nehirlerdeki yaşamını
sağlıklı sürdürebilmesi için sudaki sıcaklığın 15°C’nin üzerine
çıkmaması gerekir.
– Nehirler, yer altı sularını besler. Yüzeye yakın yer altı suları ise
galeri ormanlarını (nehir kenarı ve sulak alanlarda form bulan
ormanlar) ve bitki örtüsünü besleyen önemli bir kaynaktır. HES
işletimi nedeniyle yer altı suyu miktarı düşer. Bu durumdan nehir
civarındaki bitki örtüsü ve yaşamı buna bağlı olan diğer sucul
ve yarı sucul canlılar etkilenmektedir. Nehir civarındaki bitki
örtüsünün bir başka işlevi, sel kontrolüdür. HES işletimleri dolaylı
olarak sel baskını riskini arttırır.

– Birçok balık ve omurgasız canlı türü normal davranışı gereği, hayatlarının belirli dönemlerinde nehir boyunca uzun ya da
kısa mesafeli göçler gerçekleştirir. Nehirlerdeki göçlerin en yaşamsal olanı, balıkların yumurtlama göçüdür. HES’lerin bir bileşeni olan regülatörler (su toplama yapıları), sucul canlıların
nehir boyunca hareketini kesintiye uğratırlar.
Üreme tamamen aksarsa, bu durum balık türünün o nehir habitatından tamamen
kaybolmasıyla sonuçlanabilir.

– Nehirler taşıdıkları sedimentlerle, deniz kıyılarında verimli tarım arazileri ve biyolojik çeşitlilik açısından zengin delta yapılarını oluşturur. Deltalardaki tarımsal verim ve buraya uyum göstermiş biyolojik çeşitliliğin devamı, nehirlerin taşıdığı sediment miktarına bağlıdır.
Nehirler aynı zamanda denizlere besin taşır. Bu, denizel türlerin
sürekliliği için önemlidir. HES işletimi, nehirlerden denizlere taşınan
sediment miktarını kesintiye uğratır. Alt havzalardaki
habitat ve biyolojik çeşitlilik buna bağlı olarak etkilenir,
delta yapılarına yeterince sediment
gelmemesinden dolayı kıyı erozyonu riski artar.
– HES’lerin su alma (regülatör) yapılarındaki açıklıklardan daha
küçük olan sucul canlılar, örneğin bazı balıklar, regülatörlere
girmekte ve türbinlere ulaşarak parçalanmaktadır.






























