Sevgili dostlar, ben geldim…

Hepinizi gönül dolusu muhabbetle selamlıyorum…

Gördümki hikayemi çok okuyan, çok beğenen olmuş,çokta yorum yapmışsınız, hepinize sonsuz şükranlarımı sunuyorum…

Yorumların hepsi güzel ve bir çoğu devam et diyor, bende bundan cesaret alıp devam ediyorum…
—————

Eski İstanbul Beşiktaş

Paşabahçe’den, Beşiktaş’a taşındık, tam merkezde, denize 500 metre mesafede, bir bodrum ve iki normal katlı, sokağa bakan pencereleri cumbalı eski bir köşk, iki taraftan dönen bir merdivenle, geniş bir sahanlıktan orta kata giriliyor, biz o katta oturuyoruz, pencerelerinden ışık alan bodrumda ablam, üst katta çok muhterem bir hanımefendi, aslen Pacan’lı, kocası İvyan’lı, hep beraber bir arada yaşıyoruz…

Esk, İstanbul, Cumbalı Ev

Ablamın iki oğlu var o zaman, biri benden dokuz ay diğeri 4 yaş büyük, küçüğü bana arkadaşlık ediyor, hiç peşimi bırakmıyor, nerden bilebilirdimki, o ikisi tüm hayatımı mahvedecek, beni öyle bir yoldan çıkaracaklarki, bir daha yola giremeyeceğim…

( biraz zor olacak ama, ileride bunun nasıl olduğunu anlatacağım, belki birilerine ders olur )…

Ah annem babam, tehlikeyi göremediler, beni onlardan ayırmadılar, oysa yıllar sonra, büyüğünün çocuklarıyla benim çocuklarım aynı evde, aynı çatı altında, doğup büyürken, benim karım tehlikeyi fark edip, çocuklarını asla o çocuklarla eş etmiyor ve bu sayede hiç bir zarar görmüyorlar…

Ben mahallenin çocuklarıyla çok iyi anlaşıyorum, özellikle kızlarla, ama yeğenlerim için durum aynı değil, onları benimsemediler, dışladılar, daha sonrada başka muhitte, yine aynısı oldu, beni kabullenenler, onları istemediler…

İleride onlara katılacak olan, hepimizden büyük, benim teyzemin oğlu, yeğenlerimin amca oğlu olan biri daha var, üçlü çete
onlardan kurtulmak için kaçtığım, sürgün edildiğim, Arabistan’da bile gelip beni buldular ve yine yaptılar yapacaklarını…
—————-
Küçük yeğen ne yapıp edip, beni mahalleden uzaklaştırmayı başarıyor, mahallenin çocukları zararsız, hepsi efendi, iyi aile çocukları, hepsi İstanbul’lu…

Beşiktaş’ı Zincirlikuyu’a bağlayan, Yıldız yokuşu yapılıyor, seyretmek için inşaat sahasına gidiyoruz, oradan denize gidiyoruz…
Barbaros Hayrettin vapur iskelesinin sağ tarafı, o zamanlar duvar yok,

inanmayacaksınız, 8-10 metre genişliğinde sahil ve kum var, orada soyunup, çırılçıplak, denize giriyoruz, denizde 10-15 metre kadarı sığ, 50 santimi geçmiyor…

Bir gün yine yüzüyoruz, vapur iskelenin sol tarafı kum iskelesi, oradan kalkan boş bir kum motoru pat pat pat diye sahile yakın geçip gidiyor,yarattığı dalga benim donumu alıp gidiyor, kalıyormuyum sahilde donsuz, tişörtümde çok kısa…

Beşiktaş Sahili

Üzerimde ancak karnımı kapatan bir tişört, aşağıdan dal.aşak, bir elim dötümde, bir elim pipimde giriyoruz yola…

O zamanlar beşiktaş tenha, sahil tarafında çok az insan var, sorun yok, ama mahalleye yaklaştıkça, yola çıktığımızda başladığım ağlamak, en üst perdeye çıkıyor…

Öyle utanç içinde içindeyim ki, yer yarılsada yerin dibine girsem, o halimle küçüklerin şakın alaycı bakışları, büyüklerin anlayışlı gülümseyen bakışları altında, yine bol bol ağlayarak, kendimi eve atıyorum…

2.5 yaşındayım o zaman…
İleride, babama ne zaman sorsam, bazı hatırladıklarımı, bu hikayede dahil, hep 2.5 ve sonrasını tarihlendirdi…
( o da hayret eder, nasıl hatırlıyorsun derdi )

O kış ablam bizim evimizden daha uzak bir yere taşındığı için, ben geçici olarak kurtuluyorum…
—————

Köydeyiz..
Mevsim ilk bahar 5 yaşımdan 5 ay almışım, çok mutluyum çook…

Aşığım aşık…
O da biliyor onu sevdiğimi, herkes biliyor…

Sevdiğim kızla aramızda biraz yaş farkı var ama ne gam…

Ben 5, o 18…

Orhan Zorlu