Annem…

Bizim o civarın en popüler kadınıydı, köye geldiği zaman, evimiz bir ziyaret yerine döner, gelen gidenin haddi hesabı olmazdı, gelenler asla yemek yemeden gönderilmezdi, zaman yokluk zamanıydı, çay daha yeni yeni hayatımıza giriyor, fındığın getirisi ancak zorunlu ihtiyaçları karşılayacak kadar para ediyordu, Almanya kapılarını açılmasına daha bir kaç yıl vardı…

“Zehiroğlu Emine”

O günlerde ayağına yeni bir çörçil lastiği, sırtınada basma bir fistan geçiren herkes, zengin sayılıyordu…

Church’s archmoulded Shoes. Fashion advert. BRITISH VOGUE – 1955 – old print – antique

Hiç unutmam babamın evde adına imperteks denilen ince muşambadan bir yağmurluğu vardı, yağmurlu bir havada Trabzon’da bir işi olup gitmek zorunda olan çok kişinin ıslanmamak için gelip onu ödünç aldığını iyi hatırlarım…
Şemsiye bile lükstü…

İşte o zamanlarda benim anam zengindi çok parası vardı, isteyen herkesede yardım edecek kadar ve ederdi…

Kartal, Eski Fabrika

Babamın işi çok iyiydi İstanbul’da çok az sayıdaki Türk inşaat kalfalarından biriydi, bir defasında, sene 58 yada 59, Kartal Maltepe’de Vehbi Koç’a bir kibrit fabrikası yapmış, daha sonraları o işten 40.000 lira kazandığını ve tren yoluyla deniz arasında arsanın metre karesinin 25 kuruş, tren yolunun diğer tarafındaysa metre fiyatının 10 kuruş olduğunu, bir usta yevmiyesinin 12.5 lira olduğunu söylediğinde, bende niye oraların hepsini almadığını sormuştum… Velhasıl babam çok para kazanır…

Onun kazandıklarını da annem harcardı…

Benim anam Of’tan Heneke’ye kadar tekti, başka yoktu, 50 li yıllarda Çaykara boğazının tek şişman kadınıydı, şişman olması ona bir çok ayrıcalık sağlardı, mesela yaylaya gideceği zaman hangi araba olursa olsun, o şöför mahallinde tek otururdu…

6.35 Tabanca

Annem hayatında elini sıcak sudan soğuk suya sokmuş biri değildir, hiçbir iş yapmaz ama bütün işlerini başkalarına bedeli karşılığında yaptırmasını bilirdi, çok zeki, çok kafası çalışan bir kadındı, ayrıca nereye giderse gitsin, 6.35 tabancası, hiç yanından eksik olmazdı…

 

Çok namlı bir kadındı…

O Zehiroğun Emineydi…

Köyün genç kızları anamı çok sever onun gelmesini dört gözle beklerlerdi… hava yağmurluysa, yapacak iş yoksa, hepsi bizim evde toplanır ve benim en sevdiğim gösteri başlardı…

Evimizin iki dış kapısını birbirine bağlayan geniş bir koridorda iki oflan ( raf ), bu oflanlardan birinde annemin bir kaç çift topuklu ayakkabısı, diğerinde çantaları olurdu…

Oflan

Düşünebiliyor musunuz, o zamanda, topuklu ayakkabılar ve çantalar, o zamanın kızlarının ancak rüyalarında görebileceği eşyalar…

Kızlar beni adam yerine koymadıkları için, keşan, oğluk ne varsa atar, ayaklarındaki kara çorapları çıkarır, yine annemin verdiği çorapları giyer, annemin ayakkabı ve çantalarını kuşanır gösteriye başlardı…

Hayatımda canlı seyrettiğim ilk defile, sene 59, hemde Of’ta, hemde İşkanaz’da…
Hemda kaç kere…

Ah o kızlar…
Hepsi ceylan gibi ince belli, kimi esmer, kimi beyaz, kimi buğday tenli…

Kızlar hem anneme şirin gözükmek, hemde beni gerçekten sevdikleri için, kucaklarından hiç inmezdim…

Sıkı sıkı sarardılar beni, köy kokulu kızlar, kimi ahır, kimi ot, kimi ifteri, en son hangi yükü taşımışsa, o kokardı…

O zamanlar su mu vardı da yıkanmazdılar, su bile taşımak büyük eziyetti, çok az şanslı ev vardı suyun yanında olan, istemiyle, kafegayla su taşıyanlar bilir, o eziyeti…

Düşünsene…

 

 

Zaten hergelenin birisin, 18 lik kız seni almış, yüzünü göğüslerine gömmüş ( bir iki düğmeleride açık olurdu )…

Sen onlardan birine aşık olmaz mısın ?

Orhan Zorlu

Orhan Zorlu